Gözden kaçırmayın

Bandırma'da Kur'an Tilaveti ve Sohbet Programı DüzenleniyorBandırma'da Kur'an Tilaveti ve Sohbet Programı Düzenleniyor

COP31 Antalya'da: "İklim Krizi Aslında Bir Su Krizidir"

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Türkiye'nin Antalya kentinde düzenlenecek. Zirve öncesi Su Politikaları Derneği (SPD) ve Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Derneği (KAPI) temsilcileri, iklim mücadelesinde su hakkının merkeze alınması gerektiğine dikkat çekti.

Su Politikaları Derneği Üyesi ve KAPI Başkan Yardımcısı Filiz Balta, resmi COP süreçlerinin büyük güçlerin ve fosil yakıt lobilerinin etkisinde kaldığını belirterek, alternatif bir platform olan Halkların İklim Zirvesi'nin (HIZ) önemine vurgu yaptı. Balta, "İklim krizi esas olarak bir su krizidir ve bu kriz en çok kadınları, küçük üreticileri ve kırsal toplulukları vurmaktadır" ifadelerini kullandı.

Resmi Zirve ve Halkların Zirvesi Arasındaki Fark

1995 yılından bu yana her yıl düzenlenen COP zirveleri, iklim değişikliğiyle küresel mücadelede en üst düzey karar alma mekanizması olarak biliniyor. Ancak SPD'ye göre resmi müzakereler, en çok etkilenen halkların sesi ve adalet taleplerini sıklıkla arka planda bırakıyor. Bu nedenle doğan Halkların İklim Zirvesi; yerel topluluklar, emek örgütleri, kadın hareketleri ve ekoloji savunucularını bir araya getiren bağımsız bir platform olarak faaliyet gösteriyor.

Antalya'nın ev sahipliği yapacağı COP31, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek Akdeniz havzasının tam kalbinde gerçekleşecek. Bölge; su stresi, turizm baskısı, yeraltı suyu kirliliği ve kıyı ekosistemlerindeki kırılganlığın en yoğun yaşandığı coğrafyalardan biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye ve Dünyadan Ekokırım Örnekleri

Su Politikaları Derneği, su yönetiminin teknik olmaktan çok politik bir konu olduğunu ve su hakkı ihlal edildiğinde gıda, barınma ve sağlık haklarının da örselendiğini belirtiyor. Derneğin raporlarında öne çıkan bazı ekokırım ve su hakkı ihlali örnekleri şunlardır:

Hasankeyf (Batman): 12.000 yıllık tarihî kent, Ilısu Barajı suları altında kalarak binlerce yıllık medeniyet izleri ve mağaralar sulara gömüldü.

Allianoi (İzmir): 1.800 yıllık Roma dönemi kaplıca kenti, Yortanlı Barajı nedeniyle sular altında kaldı.

Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni: Siyanürlü atıkların heyelanla Fırat Havzası'na karışması, su kaynaklarını zehirledi ve geniş bir alanı etkiledi.

Akbelen Ormanı (Muğla) ve Kaz Dağları: Madencilik için yapılan ormansızlaştırma faaliyetleri, su havzalarını tahrip ederek ekosistemi ve yerel halkı doğrudan etkiledi.

Konya Kapalı Havzası: Aşırı yeraltı suyu çekimi ve baraj projeleri nedeniyle göller küçüldü, obruklar oluştu ve tarım alanları yok oldu.

Dünya genelinde ise Bolivya'daki Cochabamba Su Savaşı, Nijer Deltası'ndaki petrol kirliliği ve Aral Gölü'nün yüzde 60'ının kuruması gibi örnekler, suyun ticarileşmesi ve ekosistem tahribatının küresel boyutunu gözler önüne seriyor.

Kadınlar Su Yönetiminde Neden Kilit Rol Oynuyor?

Raporlarda, su yönetimi karar alma mekanizmalarının büyük ölçüde eril zihniyetle şekillendiğine dikkat çekiliyor. Kadınlar; su toplama, aile beslenmesi ve tarımsal üretimin ağır yükünü taşırken, havza yönetim kurulları gibi karar mekanizmalarında yeterince yer alamıyor. Su Politikaları Derneği, kadınların su yönetiminde karar verici olarak yer almasının sadece bir eşitlik meselesi değil, daha etkili ve adil su yönetiminin ön koşulu olduğunu savunuyor.

Dernek yetkilileri, emekçileri, kadınları, gençleri ve yaşam alanlarını savunan herkesi COP31 ve Halkların İklim Zirvesi süreçlerine katılmaya davet etti. Filiz Balta, "Katılımcılığı ve şeffaflığı dikkate almayıp toplumun taleplerini duymayan politikalar sürdürülebilir çözümler üretemezler" uyarısında bulundu.

Editör Yorumu

COP31'in Antalya'da düzenlenecek olması, Türkiye'nin iklim diplomasisinde önemli bir fırsat sunarken, ev sahibi bölgenin kendi iklim kırılganlığı paradoksal bir durum yaratıyor. Akdeniz havzası, IPCC raporlarına göre ısınmanın en hızlı yaşandığı bölgelerden biri. Su Politikaları Derneği'nin vurguladığı "su-iklim" bağlantısı, teknik müzakerelerin ötesine geçerek yaşam hakkı temelinde bir tartışma açıyor. Hasankeyf ve Çöpler gibi yerel hafızada yer etmiş örneklerin uluslararası platformda "ekokırım" başlığı altında tartışılması, iklim adaleti taleplerinin somutlaşması açısından kritik. Halkların İklim Zirvesi'nin başarısı, resmi deklarasyonların ötesinde, yerel direnişlerin küresel politikalara ne kadar yansıtılabileceğiyle ölçülecek.