SEN GARA DEĞİLSİN
Sen…
Sen hiçbir şey değilsin.
Fikrin sorulmadan doğuruldun. Adın, yaşadığın yer, konuşacağın diller, inanacağın şeyler belirlendi. Var edildin. Buraya kadar her şey, iyi idi.
Bundan sonra yaşaman gerekti, kurman gerekti kendi hayatını. Kendini ifade etmek istedin. Ses çıkardın, kıstık.
Çizgi çizdin, kırdık.
Bizim istediğimiz kadarını, bizim istediğimiz şekilde yap istedik. Öyle ifade et, aradan sıyrılma istedik.
Sağa döndün, biz. Sola döndün, biz.
Biz istersek döndürdük, istediğimiz şekilde baktırdık istediğimiz her yöne. Senin düşüncelerini belirleyen sistemi, biz belirlememize rağmen sisteme nasıl uyum sağlayacağına da biz karar verdik.
Topluma bizim istediğimiz kadar uyum sağla, bizim istediğimiz şekilde uyum sağla. Olmaz mı? En temelinde dayanmak istediğin, kutsal saydığın şeyleri bile şekillendirdik. Nasıl sen olacağını, nasıl sen olunacağını öğrendin.
Biz istedik madalya aldın, hak edip etmediğin sorulmadı.
İstedik verdik. Kim olduğunun, ne yaptığının önemi yoktu.
İnkâr da etsen sen kahramansın, kurtarıcısın, en büyük askersin, tapansın, tapınılansın, ikonsun, ideal vatandaşsın.
SEN…
SEN GARA DEĞİLSİN.
Aziz Nesin’in ‘Sen Gara Değilsin’ oyunu yirminci yüzyılın kahramanlık sıfatları ve ironiler ile günümüz iktidarlarına eleştirileriyle dikkat çeker. Aslında savaş konusunda siyasal, sosyal hiçbir bilgisi olmayan ‘Gara’ ortalıkta dolaşan söylentiler yüzünden halk tarafından kahraman ilan edilir ve doğduğu kent olan Yuntabur’a heykeli dikilir. Dönemin politikacıları ise Gara’nın bu asılsız kahramanlığını kullanarak yönetici olurlar. Ancak Gara, batan savaş gemisinden sağ kurtulup, Yuntabur’a geri gelir ve heykeliyle karşılaşır.
Gara’nın kahramanlığı sayesinde rant elde eden iktidarın oyunu; Gara’nın sağ kurtulup doğduğu kent olan Yuntabur’a dönüşüyle ortaya çıkar. Gara’nın aslı olmayan bu kahramanlığını kullanarak iktidara gelmiş olan yöneticiler, halkın gerçekleri anlamaması için Gara’ya başka bir kimlik teklif ederler ancak Gara bunu reddeder ve iktidara kurban gider. Gara ile birlikte ‘gerçek’ de öldürülür.
Korkmayan, yılmayan,sinmeyenteslim olmayan, hiç kimsenin adamı olmadan, şahsi çıkarlarını siyasete alet etmeyen tiyatrocuları olan bir ülkede kötülükler, çirkinlikler, yanlışlıklar sürüp gitmez. Genco Erkal, Haldun Dormen, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Rutkay Aziz, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter ve Levent Üzümcü gibi tiyatrocular olduğu müddetçe müddetçe hala umudumuz var. Ve İnanıyorum; Doğrunun güneşinden çıkan bir sözcükle parlayacak topraklar…














Yorumlar